Boşanma Davasında Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü

By | 11 Nisan 2014

BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN EŞLERİN SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte eşlerin, evlilik süresince birbirlerine karşı bazı sorumlulukları ve yükümlülükleri vardır. Her eşin evlilik birliği sürecinde birbirlerine sadakatli davranmaları da bu yükümlülüklerden birisidir. Nitekim eşlerin sadakat yükümlülüğü Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde de yer almaktadır. Bu maddeye göre eşler, birlikte yaşamak, birbirlerine yardımcı olmak ve sadık kalmak zorundadırlar. Bu noktada evlilik birliği boyunca birbirine sadakat yükümlülüğü olan eşler için evlilik birliğinin ne zaman sona erdiği önem taşımaktadır. Peki evlilik birliği ne zaman sona erer ?

Evlilik Birliği Ne Zaman Sona Erer ?

Sadakat yükümlülüğü, eşler arasındaki evlilik bağının sona ermesiyle son bulacaktır. Peki evlilik birliği hangi hallerde son bulur ? Evlilik birliği şu hallerde son bulacaktır :

 Ölüm
 Boşanma

Ölüm halinde sadakat yükümlülüğünün sona ermesi açık olduğu için bu hususta herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymamaktayız. Peki boşanma davası sürecinde eşlerin sadakat yükümlülüğü ne zaman sona erecek ve eşler boşanma davası devam ederken eşlerini aldatmaları halinde sorumlu tutulacaklar mıdır ?

Boşanma Davasında Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü

Boşanma davası sürecinde eşler her ne kadar boşanma arzularını dile getirmiş olsalar da sadakat yükümlülükleri boşanmalarına karar verilene kadar devam edecektir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve diğer usül hükümleri gereğince boşanma kararı, tarafların temyiz etmemesi halinde veya temyiz edilip Yargıtay’dan dosyanın dönerek tüm usül işlemlerinin bitmesiyle kesinleşecektir. Buna göre ; boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte eşlerin sadakat yükümlülüğü sona erecektir.

Başka bir ifade ile, eşler boşanma davası devam ederken eşlerini aldatır veya sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden buna benzer hareketlerde bulunurlar ise sorumlulukarı doğacak ve boşanma davasında kusur oranları belirlenirken aldatma hususuna önem verilecektir. Nitekim Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlarda da bu husus açıkça görülmektedir. Aşağıda sizlere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun vermiş olduğu bir kararı sunmaktayız. Bu kararda, boşanma davası sürecinde bir eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının davaya etkisi ve kusur oranlarının değerlendirilmesinde sadakat yükümlülüğünü ihlalin ne derece önemli olduğunu aktaracağız.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2010/2-636
KARAR NO. 2010/680
KARAR TARİHİ. 22.12.2010

BOŞANMA (Kesinleşinceye Kadar Evlilik Birliği Süreceğinden Bu Durumun Doğal Sonucu Olarak Taraflar Arasında Sadakat Yükümü de Evlilik Birliğinin Sona Ermesine Kadar Devam Edeceği )

SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ ( Boşanma Kararı Verilip Kesinleşinceye Kadar Evlilik Birliği Süreceğinden Bu Durumun Doğal Sonucu Olarak Taraflar Arasında Sadakat Yükümü de Evlilik Birliğinin Sona Ermesine Kadar Devam Edeceği )

KUSUR DURUMU ( Davalı-Davacı Koca Evlilik Birliği Devam Ederken Yapmış Olduğu Sadakatsizlik Nedeniyle Daha Fazla Kusurlu Olup Bu Nedenle Kişilik Hakkı Saldırıya Uğrayan ve Eşit Kusurlu Olmayan Eş Lehine Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği )

4721/m.174/2,185

ÖZET : Dava; karşılıklı boşanma, maddi-manevi tazminat ve ziynet alacağı istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta, henüz boşanma kararı verilmeden kocanın başka bir kadınla ilişkiye girdiği anlaşılmıştır. 4721 Sayılı kanunun 185. maddesi hükmü uyarınca boşanma kararı verilip kesinleşinceye kadar evlilik birliği süreceğinden, bu durumun doğal sonucu olarak taraflar arasında sadakat yükümü de evlilik birliğinin sona ermesine kadar devam edecektir.

Bu düzenleme dikkate alındığında, kocanın evlilik birliği sona ermeden, diğer bir anlatımla sadakat yükümü devam ederken başka bir kadın ile evlilik dışı ilişkiye girdiği hususunun hüküm kurulurken dikkate alınması gerekir. Özellikle, tarafların kusur durumuna etkili olan bu husus göz ardı edilmemelidir. Hal böyle olunca; davalı-davacı koca evlilik birliği devam ederken yapmış olduğu sadakatsizlik nedeniyle daha fazla kusurlu olup, bu nedenle kişilik hakkı saldırıya uğrayan ve eşit kusurlu olmayan eş lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma, maddi-manevi tazminat ve ziynet alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;İzmir 13.Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, maddi-manevi tazminat ve ziynet alacağı davasının reddine dair verilen 29.03.2007 gün ve 2006/684 E., 2007/211 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 27.11.2008 gün ve 2007/15965 E., 2008/16186 K. sayılı ilamı ile;

( … 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kocanın temyiz itirazları yersizdir.

2-Davacı-davalı kadının temyizine gelince;

a-Toplanan delillerden cinsel birlikteliği gerçekleştiremeyen, ailesinin hakaretlerine ses çıkarmayan, eşini evden kovan ve başka bir kadınla ilişkiye giren davalı-davacı koca daha ziyade kusurludur.

Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları ( TMK. 4 BK. 42,43,44,49 ) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

b-Toplanan deliller ve özellikle tanık Ramazan’ın beyanından davacı-davalı kadının evden ayrılırken bileziklerinin rızası hilafına elinden alındığı anlaşılmaktadır. Kadının talep ettiği bilezikler yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır… ), Gerekçesi ile kısmen bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece manevi tazminat yönünden önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; karşılıklı boşanma, maddi-manevi tazminat ve ziynet alacağı istemine ilişkindir.

Davacı-Davalı Arife Emer vekili, taraflar arasında davalının kusuru nedeniyle cinsel ilişki gerçekleşmeyince davalının davacıyı hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz bıraktığını ileri sürerek tarafların boşanmasını, davacıya düğünde takılan takıların bedeli olan 2.500,00 TL’nin davalıdan tahsilini, 10.000,00 TL. manevi tazminat ile 150,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmolunmasını istemiştir.
Davalı-Davacı Aydın Emer vekili, cinsel ilişkide bulunamamaları üzerine Arife Emer’in soruna tıbbi çözüm bulmak yerine evliliklerinin onbeşinci gününde ailesi ile gitmek istediğini, bütün ısrarlara rağmen yirminci gün ailesi ile birlikte İzmir’e döndüğünü ve eşine yönelik olarak “erkekliği yok, yanaşamadı” türünden dedikodular çıkmasına sebep olduğunu, bu durumun evlilik birliğini temelinden sarstığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, davacının uğradığı maddi ve manevi zarar nedeniyle 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Yerel Mahkemece,” her iki tarafın iddialarının usulünce kanıtlanamadığı ancak vuku bulan ayrılık akabinde tarafların bir araya gelip evlilik birliğini ihya etmek için yeterli ve etkin çaba göstermek yerine ailelerin de karıştığı ve tarafların birbirlerine karşı sevgi, saygı, güven ve hoşgörüyü tamamıyla ortadan kaldıracak şekilde karşılıklı suçlama ve kavgalarla evlilik birliğinin her iki tarafın kusuruyla temelinden sarsılmasına yol açtıkları gerekçesi ile tarafların açtıkları her iki boşanma davasının kabulüne, eşit kusurlu oldukları dikkate alınarak maddi-manevi tazminat istemlerinin ve davacı-davalı Arife Emer’in ziynet eşyalarının davalı-davacı Aydın tarafından alıkonulup iade edilmediği iddiası kanıtlanamadığından ziynet bedelinden alacak isteminin reddine, 150,00 YTL. yoksulluk nafakasının davalı-davacı Aydın’dan alınıp davacı-davalı Arife’ye verilmesine” karar verilmiş; tarafların maddi-manevi tazminat, nafaka ve ziynet eşyası yönünden temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçe ile kısmen bozulmuştur.
Yerel mahkeme ziynet eşyalarına yönelik bozma kararına uymuş ve bu hususta açılan davayı tefrik ederek ayrı bir esasa kaydetmiş, manevi tazminat yönünden ise aynı gerekçe ile önceki kararında direnmiştir. Hükmü temyize Davacı-karşı davalı kadın vekili getirmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı-davalı kadın yararına manevi tazminata hükmetme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasındadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ( TMK )’nun 174/2.maddesi uyarınca, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat adıyla uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
Somut olayda, tarafların evlilik boyunca cinsel yönden bir araya gelemedikleri sabit olmakla birlikte boşanma davası açıldıktan sonra davalı-davacı kocanın başka bir kadınla ilişkiye girdiği anlaşılmaktadır.
Kural olarak, sadece dava dilekçesinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını belirler ve mahkemece ancak bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilir. Dava tarihinden sonra meydana gelen maddi bir olgunun değerlendirilmesi ve hükme esas alınması olanaklı değildir.
Ne var ki Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2008 gün 2008/2-7698 E., 2008/711 K. sayılı kararında da aynen benimsendiği gibi boşanma davası açıldıktan sonra gerçekleşen bir kısım olaylar somut olayın özelliğine göre dava sonucunu etkileyebilir.
4721 sayılı TMK’nun 185.maddesi eşlerin yasal olarak birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen sadakat yükümlülüğünün de evlilik birliği süresince devam etmesi gerekir.

Somut uyuşmazlıkta, henüz boşanma kararı verilmeden kocanın başka bir kadınla ilişkiye girdiği anlaşılmıştır.
4721 Sayılı kanunun 185. maddesi hükmü uyarınca boşanma kararı verilip kesinleşinceye kadar evlilik birliği süreceğinden, bu durumun doğal sonucu olarak taraflar arasında sadakat yükümü de evlilik birliğinin sona ermesine kadar devam edecektir.
Bu düzenleme dikkate alındığında, kocanın evlilik birliği sona ermeden, diğer bir anlatımla sadakat yükümü devam ederken başka bir kadın ile evlilik dışı ilişkiye girdiği hususunun hüküm kurulurken dikkate alınması gerekir.
Özellikle, tarafların kusur durumuna etkili olan bu husus göz ardı edilmemelidir.
Hal böyle olunca; davalı-davacı koca evlilik birliği devam ederken yapmış olduğu sadakatsizlik nedeniyle daha fazla kusurlu olup, bu nedenle kişilik hakkı saldırıya uğrayan ve eşit kusurlu olmayan eş lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.
O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı-davalı Arife Emer ( Genal ) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının manevi tazminat yönünden Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.12.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Incoming search terms:

  • bosanma surecinde aldatma
  • boşanma davası devam ederken aldatma

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir