Tanıma ve tenfiz davası, yabancı ülke mahkeme ilamlarının ülkemizde uygulanabilir ve icra edilebilirliğine hizmet eden davalardır. Yurtdışında boşanan eşler, ülkemizde bu karara ilişkin tanıma ve tenfiz davası açmalıdır. Aksi takdirde ülkemiz kanunlarına göre evlilikleri devam etmiş kabul edilmektedir. Yurtdışında boşanma konusunda karar verilmiş fakat boşanmaya ilişkin başka hususlarda karar alınmamış veya dava açılmamış olabilir. Bu noktada mal paylaşım davası bu davalardan birisi olup şayet edinilen taşınmazlar Türkiye’de ise, bu davanın ülkemizde açılması isabetli olacaktır.

Yurtdışında boşanan eşler, bu boşanma kararının ülkemizde tenfizini gerçekleştirmeli, sonrasında ise Türkiye’de bulunan taşınmazlar için mal paylaşım davası (tasfiye davası) açmalıdır. Tasfiye (malların paylaşımı) davalarında 10 yıllık zamanaşımının ne zaman başlayacağı tartışma konusu olmuştur. Zamanaşımının başlangıcı için yurtdışı boşanma kararının kesinleşmesinin baz alınması bazı hak kayıplarına neden olmuştur. Nitekim tanıma ve tenfiz davasını geç açan yurttaşlar bakımından bu gecikilen sürelerde zamanaşımının işlediği düşünüldüğünde mağduriyet açıktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, vermiş olduğu kararında bu tartışmayı sonlandırmıştır. Yabancı mahkeme ilamının ülkemiz mahkemelerinde tenfiz edilmesi ve bu kararının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre işlemeye başlayacaktır. İlgili kararı ve şerh şu şekildedir :

Tanıma ve tenfiz davasına ilişkin detaylı yazımızı okuyabilirsiniz : Tanıma Davası ve Tenfiz Davası

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/471 Esas , 2021/1586 Karar, 07/12/2021 tarihli İlam

Mahkeme Kararı:

Antalya 3. Aile Mahkemesinin 07.03.2013 tarihli ve 2012/154 E., 2013/256 K. sayılı kararı ile; tarafların Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesinde yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğinin hükme bağlandığı, dolayısıyla zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, somut olayda davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Onama Kararı:

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.06.2014 tarihli ve 2013/13153 E., 2014/11554 K. sayılı kararı ile hükmün oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.

Özel Daire Karar Düzeltme Kararı:

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.10.2015 tarihli ve 2014/23308 E., 2015/18783 K. sayılı kararı ile;

“…Yabancı mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş boşanma ilamı hakkında, Türk Mahkemeleri’nce tanıma tenfiz kararı verilmedikçe eşler Türk Kanunları’na göre boşanmış sayılmayacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye’de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarının kullanılması imkanı olmayacaktır. Başka bir anlatımla, bu ara dönemde açılan davaların, davanın görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi gerekecektir. Dairemiz, daha önceki tarihlerde verdiği kararlarda, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında, zamanaşımının yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatılması gerektiğini kabul etmekte idi. Bu görüşün benimsenmesi durumunda; tanıma-tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir.

Zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlayacağından, tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davaların zamanaşımı süresinin geçmiş olması sonucu ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin vermeden, zamanaşımını başlatmak demektir ki; bu durum, hakkın özüne, hakkaniyete, toplum vicdanına ve adalete aykırıdır. Bu bakımdan Dairece görüş değişikliğine gidilerek, boşanmaya bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında zamanaşımının başlangıç tarihinin, yabancı mahkeme ilamıyla ilgili tanıma/ tenfiz kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmiştir.

Zamanaşımının işlemeye başlamayacağı, başlamışsa duracağı halleri düzenleyen 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 153. maddesinin 6. fıkrasına göre (eBK 132/6); alacak, Türk Mahkemeleri’nde ileri sürülemeyecek durumda ise zamanaşımı işlemez. Söz konusu kanuni düzenleme olmasa bile, modern hukuk öğretisi ve evrensel hukuk genel ilkelerine göre; ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez.

Bu bakımdan; bir alacak davası olarak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında zamanaşımı süresinin; boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği, tanıma/tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden başlatılması gerekir. Nitekim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15.07.2009 gün 8466/4071 ile 15.07.2009 gün 8466/14071 ve 8. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2009 gün 2030/2937 sayılı içtihatlarıda aynı doğrultudadır,…” gerekçesiyle onama kararı kaldırılarak hükmün oybirliği ile bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı:

Antalya 3. Aile Mahkemesinin 31.03.2016 tarihli ve 2016/12 E., 2016/300 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında, boşanma kararının hukukî niteliğinin yenilik doğurucu kararlardan olduğu, tanıma ve tenfiz şartlarını taşıdığı, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın tanıma ve tenfizinden amaçlanan kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılması olduğu, gerek 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesi, gerekse ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceğinin kabul edildiği, tanıma ve tenfiz kararlarının nitelikleri gereği verildikleri andan geriye etkili olarak hüküm ifade edeceği, dolayısıyla tarafların yabancı mahkeme kararının kesinleştiği anda boşanmış kabul edilecekleri, boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukukî sonuçların da yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi, yoksa Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.

Bilindiği üzere 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun “Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili” başlıklı 27. maddesi “(1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir. 

(2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır.

(3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır.

(4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.” hükmünü taşımaktadır.

Anılan hükme göre; yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar hakkında, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde tanıma davası açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesi istenebilir.

07.02.2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yabancı Ülke Adli ve İdari Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrası uyarınca; yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlarda; velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi, tenfize konu olan hüküm bulunması hâlinde, karar komisyonca boşanma, evliliğin butlanı, iptali ve mevcut olup olmadığının tespiti yönünden kabul edilir, incelenir, karar verilir ve sonucu ilgili taraflara ve il müdürlüğüne bildirilir. Komisyon kararı, yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından bir sonuç doğurmaz.

Komisyon kararına esas yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velayet, iştirak nafakası, çocuk ile  kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler için taraflarca, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca görevli ve yetkili mahkemelere kararın tanınması veya tenfizi için dava açılabilir.

Görüldüğü üzere komisyon kararının, yabancı mahkeme kararında yer alan velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından sonuç doğurmayacağı için, ilgili kararın bu yönlerden hüküm doğurması kararın MÖHUK hükümleri uyarınca tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz açılacak bağımsız bir dava ile istenebilir. Bu dava sonucu tanıma veya tenfiz kararı verilmesiyle birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır.

5718 sayılı MÖHUK’un 50. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun’un 58. maddesinin 1. fıkrasına göre de, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlanmıştır.

5718 sayılı MÖHUK’un 59. maddesinde ise, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkin bu hüküm, mülga 2675 sayılı Kanun’da yer alan önemli bir eksikliği gidermiş olması bakımından oldukça yerinde bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Buna göre yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilamların maddi hukuka ilişkin etkisinin yabancı mahkeme ilamının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenerek, kararlarda oluşması muhtemel belirsizlikler giderilmiştir.

Somut olay bakımından örnek vermek gerekirse; 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesine göre eldeki davada, eşler üzerinde “boşanmanın kişisel sonuçları” yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade edeceği kuşkusudur.

Ne var ki eldeki dava; boşanmanın kişisel sonuçları ile ilgili değil, boşanmanın malî sonuçlarından olan TMK’da yazılı eşler arasında boşanma kararına bağlı maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakasına benzer nitelikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkindir. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararına bağlı olarak Türkiye’de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi dava hakları, ancak Türk mahkemelerince verilecek tanıma tenfiz kararından sonra ileri sürülebilirler. Zira eşler; tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmazlar.

Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanmaya ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244).

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Zamanaşımı” başlıklı İkinci Ayırımı’nda yer alan hükümler uyarınca, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar ve her alacak kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Aynı Kanun’un 153. maddesi ile de zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı veya başlamışsa duracağı hâller düzenleme altına alınmıştır. Buna göre;

“1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için.

2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.

3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.

4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.

5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece.

6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece.

7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.” alacak hakkında, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tarafların 07.10.1977 tarihinde evlendikleri, Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile 12.09.2001 tarihinde boşandıkları, yabancı mahkeme kararının 16.01.2002 tarihinde kesinleştiği, boşanmaya ilişkin kararın Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/197 E. ve 2004/172 K. sayılı kararı ile tenfizine karar verildiği, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 15.02.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda 18. paragrafta açıklandığı üzere; eşler Türk kanunlarına göre, Türk mahkemelerince tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe boşanmış sayılmazlar. TBK’nın 153/3. maddesi ile düzenleme altına alınan hüküm uyarınca; evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur.

Aynı şekilde 153/6. maddesine göre de; alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı dikkate alındığında, bir alacak davası olan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin boşanmanın malî sonuçlarına bağlı dava haklarının kullanılabilir hâle geldiği, tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren istenebilir hâle geldiğinin kabulü gerekir. Aksi yönde bir değerlendirme, MÖHUK’un 50/1. maddesinde belirtilen yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin olarak verdiği kararların, Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olması kuralına da aykırılık teşkil edecektir.

Hâl böyle olunca, tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilamının tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi tarihinin esas alınması gerekmektedir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, MÖHUK’un 59. maddesinde, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğinin düzenlemesine göre, tanıma-tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamındaki kesinleşme tarihinin, ilgili ilamın kesinleşme tarihi olduğu, dolayısıyla yabancı mahkeme kararının kesinleştiği gün itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin başladığı ve dolayısıyla dava tarihinde sürenin dolduğu, böyle olunca yerinde olan direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.12.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilip boşanma kararı kesinleşen taraflar arasında mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımının, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden mi boşanma kararının tanıma-tenfizine dair kararın kesinleşme tarihinden mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır.

Taraflar, Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12.09.2001 tarihli ve 16.01.2002 tarihinde kesinleşen kararı ile boşanmışlardır. Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesine…’in açtığı tenfiz davası neticesinde 16.04.2004 tarihinde boşanma ilamının tenfizine karar verilip, 03.06.2004 tarihinde karar kesinleşmiştir.

Davacı …, 07.03.2013 tarihinde açtığı eldeki davada evlilik birliği içinde edinilen araç ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağı olduğu iddiası ile bu alacağın davalı …’den tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili zamanaşımı def’inde bulunmuş, Mahkemece; yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi ve davacının temyizi üzerine Özel Dairece karar onanmış, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesi sonucunda yukarıda yazılı gerekçelerle karar bozulmuş, Mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Eşlerin evlendikleri tarihten 4721 sayılı TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinde 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi, TMK’nın 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’un 59. maddesi, “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” hükmünü haizdir.

Kanunun bu hükmü ile yabancı mahkeme ilamının kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanıma veya tenfizinden itibaren değil, somut olayda, tanımaya konu yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir.

Boşanma kararları, yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu yabancı mahkeme kararı yalnız tanınabilir, boşanma kararında icraya koymayı gerektiren bir eda kararı var ise bu hâlde eda bölümü için tenfiz kararı verilmesi gerekir. Tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu, yabancı mahkeme kararının varlığı ve kesinleşmiş olmasıdır.

Tanıma kararları, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibarıyla hüküm ifade edecektir. Boşanma kararının tanınması hâlinde de taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek, boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukukî sonuçlar da yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir.

23.11.2006 tarih ve 26355 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 58. maddesinde, yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk Mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi hâlinde, boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil, yabancı mahkemece verilmiş kararın kesinleşme tarihi olacağı belirtilmiştir. 09.05.2020 tarih ve 31122 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 27. maddesinde yabancı mahkeme kararının tanma ve tenfizi hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin boşanma tarihi olarak aile kütüklerine tescil edileceği düzenlenmiştir.

Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye’de tanınması ön koşulu ile boşanma kararı yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm doğuracağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da zamanaşımı süresi, boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlayacaktır. Boşanma kararlarının tanıma ve tenfizi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresi yoktur. Bu nedenle, tanıma ve tenfiz konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi, zamanaşımının başlangıcına esas alındığında, kesinleşmiş boşanma kararından uzun yıllar sonra mal rejimine ilişkin davalar açılabilecek olup, 5718 sayılı MÖHUK’un 59. maddesi hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olacağı gibi, 25-30 yıl önce yabancı ülkede boşanmış olan eşler mal rejimi tasfiyesi, katkı payı davaları ile karşı karşıya gelebilecektir (Aynı konuda, Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar, 1. Baskı, 2011, İstanbul, s.365, 361 vd.).

Tanıma-tenfiz kararı kesinleştiğinden itibaren yabancı mahkeme boşanma kararı, hukukî sonuçlarını doğurur sonucuna varıldığı takdirde, eşler arasındaki evlilik birliği, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihte sona erdiğinin, mal rejiminin yabancı mahkemede açılan boşanma davası tarihinde değil, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren sona erdiğinin ve tasfiyenin bu tarihten sonra yapılabileceğinin, TMK’nın 166. maddesindeki üç yıllık fiili ayrılığa dayanılarak açılacak boşanma davasında üç yıllık sürenin başlangıcının, yurt dışındaki boşanma davasının reddi kararının tanıma ve tenfizinin kesinleşmesinden itibaren başlayacağı gibi pek çok sorun ortaya çıkacaktır.

Olay ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 132. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 153. maddesi) zamanaşımının işlemeyeceği hâller düzenlenmiş olup; evlilik birliği devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımının işlemeyeceği düzenlenmiştir. Bu maddede, yabancı mahkeme boşanma kararının tanıma ve tenfizine dair karar kesinleşinceye kadar karı kocanın alacak haklarına dair zamanaşımının işlemeyeceğine dair bir hüküm bulunmamakta olup, evlilik birliği, tanıma ve tenfiz kararı verilmesi şartıyla yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleşmesi ile sona ermektedir.

Borçlar Kanununun 132/b.6 maddesinde, alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkanı olmadığı müddetçe zamanaşımının işlemeyeceği de düzenlenmiştir. Söz konusu hükmün uygulanabilmesi için, alacak için Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması zorunluluğu bulunmalı ve bu zorunluluğa rağmen Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması imkanı bulunmamalıdır. Bu nedenle, Devletler Özel Hukuku’na göre, alacağa ilişkin uyuşmazlık yabancı bir mahkemede çözülmesi gerekiyor ise 132/b.6 hükmü uygulanmaz. Eğer alacağın Türk Mahkemeleri huzurunda dava edilmesi gerekiyor ve Devletler Özel Hukukunun yetkiye ilişkin kurallarına göre somut uyuşmazlık için Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmuyor ise söz konusu alacak için zamanaşımı işlemez. Alacağın bir Türk Mahkemesi huzurunda dava edilememesinin nedenlerinden bir diğeri ise borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olmasıdır.

Borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olması nedeniyle kendisine karşı Türkiye’de dava açılamaması hâlinde, dava edilemeyen borçları hakkında zamanaşımı süresi işlemez. Doğal afetler, isyan gibi sebeplerle adli işlemlerin durması yüzünden dava açılamaması hâllerinde de zamanaşımı işlemeyecektir. Buna karşın, alacaklının ani hastalığı, alacağını bilmemesi gibi şahsında gerçekleşen sebepler ile dava açması imkanının bulunmaması hâllerinde, söz konusu hüküm uygulanamaz ve bu alacaklar için zamanaşımı işlemeye devam eder. Borçluya karşı açılacak bir davada Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmaması, borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olması gibi benzer objektif sebeplerin bulunduğu hallerde ise alacaklı, borçlu aleyhine bir Türk Mahkemesi önünde dava açma imkânına sahip olmayabilir (Ergin Akçay, İstanbul 2009, Türk Borçlar Kanununa Göre Zamanaşımı, Yüksek Lisans Tezi).

Borçlar Kanununun 132/b.6 maddedeki dava açılamaması hâli, şahsa ait sebeplerle değil, objektif sebeplerle dava açılamaması hâlini kapsamaktadır.

Yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleşmesi tarihinin eşlerin boşanma tarihi ve evlilik birliğinin sona erdiği tarih olarak hüküm ifade etmesi, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi şartına bağlıdır. Böyle olması, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten değil, tenfiz-tanıma kararının kesinleştiği tarihten itibaren eşler arasında mal rejimi tasfiyesi davasının zamanaşımının başlayacağı sonucunu doğurmaz. Yabancı mahkeme boşanma ilamının kesinleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde böyle bir davanın açılması gerekir.

Kesinleşen boşanma kararının hüküm doğurması, tanıma-tenfiz ön şartına bağlı olduğundan tenfiz-tanımaya karar verilip kesinleşmesi hâlinde boşanma ve mal rejiminin tasfiye edilebilirliği bu dava tarihinden daha önce gerçekleşmiş olacağından belirtilen sürede açılan mal rejimine ilişkin alacak davasının erken açıldığı gerekçesiyle reddi usul ve yasaya uygun olmayacaktır. Mahkemece davacıya mehil-kesin mehil verilerek yabancı mahkeme boşanma kararının sonuç doğurması için gerekli olan tanıma-tenfiz kararı verilip kesinleşmesi şartının tamamlanmasının sağlanması dava açıldığında bekletici sorun yapılması gerekmektedir. Yargılama sırasında tamamlanabilir bir dava şartı söz konusudur.

Bu açıklamalar neticesinde somut olayda, yabancı mahkeme boşanma kararının tenfizi kararı 03.06.2004 tarihinde kesinleşmiş ise de yabancı mahkeme boşanma ilamı 16.01.2002 tarihinde kesinleştiğinden, hukukî sonuçlarını bu tarih itibarıyla doğurduğu kanun hükmü gereği olup, dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı davası olduğuna ve on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğuna göre, yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği tarih itibariyle evlilik birliği sona ermiş ve boşanma tarihi olarak nüfus kayıtlarına geçtiğine, Borçlar Kanununun 132. maddedeki zamanaşımının işlemeyeceği hâllerden biri söz konusu olmadığına göre, bu davanın açıldığı 15.02.2012 tarihine kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden, Mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan; Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyoruz.

Başkaca Yargıtay Kararları için sorgulama ekranına buradan ulaşabilirsiniz.